92406 kayıt bulundu.
1. -i , -i , -i , -i , Burkma ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Burkmaya gücü yetmek
1. -i , -i , -i , -i , Bir şeyi burar gibi ekseni etrafında döndürmek
1. Birinin kolunu burkmak.
1. Birinin kolunu burkmak.
2. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Burkulmak
1. Ayağım burktu.
1. Ayağım burktu.
3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Bazı yiyecekler, ağza kekre tat vermek
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Burkulmuş olan
2. Hafif eğri
1. Çayları dağıtan çocuk saat takındığı kolunu burkuk tutuyor; herkes görsün, ilk kol saatini.
1. Çayları dağıtan çocuk saat takındığı kolunu burkuk tutuyor; herkes görsün, ilk kol saatini.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Burkulma ihtimali veya imkânı bulunmak
1. isim , isim , isim , isim , Burkulmak işi
1. İçimde bir burkulma olmasına rağmen bu cevap beni sevindirdi.
1. İçimde bir burkulma olmasına rağmen bu cevap beni sevindirdi.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Burkma işine konu olmak
2. Kol, parmak vb. birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek, bir zorlanma sonucunda incinmek
1. Kadınlar korktular, ayaklarında mutfak takunyaları burkularak bahçeye koştular.
1. Kadınlar korktular, ayaklarında mutfak takunyaları burkularak bahçeye koştular.
3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Üzüntü duymak
1. -i , -i , -i , -i , Çabucak veya ansızın burkulmak
Telaffuz : burkulu'vermek
1. isim , isim , isim , isim , İç organlarda duyulan kasılma vb. hareketler
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Üzüntü, sıkıntı, kırgınlık
1. Kalbimdeki burkuntuyu, hayatımdaki çöküntüyü anlatabilmek için iki şey söyleyeyim: Yapayalnız kaldım! Ağlayamıyorum!
1. Kalbimdeki burkuntuyu, hayatımdaki çöküntüyü anlatabilmek için iki şey söyleyeyim: Yapayalnız kaldım! Ağlayamıyorum!
1. -i , -i , -i , -i , Çabucak veya ansızın burkmak
Telaffuz : burku'vermek
1. isim , isim , isim , isim , Sanat alanında ve özellikle edebiyatta rastlanan, komikliğe dayanan bir tür
Lisan : Fransızca burlesque
sarığıburma
1. isim , isim , isim , isim , Burmak işi
1. Ani bir diş ağrısı gibi, manevi bir sancı ruhumu burmaya başladı.
1. Ani bir diş ağrısı gibi, manevi bir sancı ruhumu burmaya başladı.
2. Sarığıburma
3. Burularak yapılmış altın bilezik
4. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Burulmuş, burularak yapılmış, kıvrılmış
1. Yoksa ben hiç de aptal, tutsak ruhlu, herhangi maskara herifin burma bıyıklarına hayran olan dişilerden değilim.
1. Yoksa ben hiç de aptal, tutsak ruhlu, herhangi maskara herifin burma bıyıklarına hayran olan dişilerden değilim.
5. Hadım etme, iğdiş etme
6. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Musluk
7. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Eğrilmek için bükülmüş yün
8. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Yaşken burularak kurutulan ot
1. Arabacılık, sararsın burmayı, çalarsın kamçıyı, haylarsın hayvanı geçer gidersin.
1. Arabacılık, sararsın burmayı, çalarsın kamçıyı, haylarsın hayvanı geçer gidersin.
9. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Kuru incir
1. -i , -i , -i , -i , Bir şeyi iki ucundan tutup ekseni etrafında ters yönlere çevirerek bükmek
1. Bazı sıkı zamanlarda öyle olur ki sırtımdan çıkan gömleği elimde burup sıktığım zaman, tekneden çıkmış çamaşır gibi zırıl zırıl su akar.
1. Bazı sıkı zamanlarda öyle olur ki sırtımdan çıkan gömleği elimde burup sıktığım zaman, tekneden çıkmış çamaşır gibi zırıl zırıl su akar.
2. İğdiş etmek
3. Ağza kekre tat vermek
1. Bu ayva ağzımı burdu.
1. Bu ayva ağzımı burdu.
4. Mide, bağırsak sancımak
5. Acıtmak
1. zarar görmemek, yarasız beresiz olmak
2. tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak
1. Burunları bile kanamadan ganimete kavuşacaklardı.
1. Burunları bile kanamadan ganimete kavuşacaklardı.
1. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Kibirli (kimse)
1. Burnu büyüklerden demokrasiye ancak zarar gelir.
1. Burnu büyüklerden demokrasiye ancak zarar gelir.
1. isim , isim , isim , isim , Burnu büyük olma durumu
1. Çokları bunu, burnumun büyüklüğüne verir.
1. Çokları bunu, burnumun büyüklüğüne verir.
1. kibirlenmek, büyüklenmek
1. Yalnız onun mu burnu büyüdü? Burnu büyüyen büyüyene!
1. Yalnız onun mu burnu büyüdü? Burnu büyüyen büyüyene!
1. çok yaşlanmak
1. Bu kez gelen, burnu çenesine değmiş bir acuzeydi.
1. Bu kez gelen, burnu çenesine değmiş bir acuzeydi.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Çok kibirli
1. Ona kalsa evleneceğiz ama annesi beni istemiyormuş. Burnu havada kadının.
1. Ona kalsa evleneceğiz ama annesi beni istemiyormuş. Burnu havada kadının.